Bu yıl aile yılı.
Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 2025 yılını Aile Yılı olarak ilan edildi.
Aile kurumunun öneminin vurgulanması, aile içindeki birlik ve beraberliğin korunması, mevcut riskler karşısında ailenin topyekûn desteklenmesi amacıyla bu yıl ilan edilen aile yılının bitimine şurada sayılı günler kaldı.
Acaba aile yılının amacına ulaşıldı mı?
Neler yapıldı, neler yapıl(a)madı?
Bunlara geçmeden önce acaba aile kavramının dinimizdeki yeri ve önemi nedir?
İsterseniz bunla ilgili biraz bilgi verelim.
Rabbimiz aileyi, aile bireylerinin birbirine karşı saygı göstermesi, sevginin paylaşılması, ünsiyet ve ülfetin yaygınlaşmasını tarif ederek Rum süresinin 21. ayetinde şöyle buyuruyor;
Kaynaş(ıp huzura kavuş)manız için size kendi (cinsi)nizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Aile her birey için ruhen ve bedenen korunması için bir yuva, hayatın kötülüklerden korunmak için bir limandır, bir sığınaktır.
Allah teala Hz. Adem’i (sa) yarattıktan sonra onun dayanağı olacak, onunla huzur bulacak, onunla hem ruhen hem de bedenen tamamlayacak Hz. Havva’yı yaratarak çekirdek ailenin ilk temellerini atmıştır.
Nur süresinin 32. Ayetinde Rabbimiz “evlenin” demeyerek “evlendirin” emriyle topluma yeni aile yuvalarının kurulmasını istemektedir. Çünkü toplumda bekârların sayısı arttıkça, o toplumun kalitesi de düşer.
Evlenmek, yuva kurmak, aile olmak bir sorumluluktur. Allah teala topluma gençlerinizi “evlendirin” demekle, bunları sorumluluk sahibi yaparak işe yaramaz bir bireyler haline gelmesini istememektedir.
Peygamber Efendimiz’in (sav) hadislerinde aile kavramının önemini belirtmekle birlikte aile bireylerinin birbirine karşı nasıl davranacağını bize öğretmektedir.
Peygamberimiz (sav) bir hadisinde; “Dikkat edin! Sizin, hanımlarınızın üzerinde hakkınız vardır. Hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin hanımlarınız üzerindeki haklarınız, (onların) namuslarını muhafaza etmeleri ve hoşlanmadığınız kimselerin evinize girmesine izin vermemeleridir. Dikkat edin! Hanımlarınızın sizin üzerinizdeki hakları ise onların giyim ve gıda ihtiyaçlarını güzelce karşılamanızdır.” (Tirmizi, Radâ’, 11) buyurarak karının ve kocanın birbirleri üzerinde hakkı olduğunu, namus kavramının önemini vurgulayarak kadın olsun erkek olsun zinayı çağrıştıracak durumlardan kaçınılmasını, erkeğin kesinlikle kadınının hem giyim hem de gıda ihtiyaçlarını mutlaka karşılaması gerektiğini bizlere buyurmaktadır.
Ailenin, aile olması gereken kuralların ana hatları bu hadis-i şerifle çizilmiştir. Ailenin ayakta kalması için önce hak ve hukuk kavramı, sonra namus ve en sonunda da geçim konularını sıralayan Peygamberimiz, kadının ve kocanın bir bütünü tamamlayan bir yandır. Ailede kadın yoksa erkek yarımdır, erkek yoksa kadın yarımdır. Çünkü bunlar birbirlerini tamamlar.
Acaba kadın ve erkek eşit midir?
Kadın ve erkek manen birbirine eşittir ama yaradılış açısından ne kadın erkeğe eşittir ne de erkek kadına eşittir. Çünkü erkeğin kadınına üstün olduğu yanlar olduğu gibi kadının da erkeğe üstün olduğu yanlar vardır.
Erkek güç bakımından kadından üstün olduğundan kadını hayatın kötülüklerinden, fuhşun kem gözlerinden korumak ve kollamak zorundadır. Çünkü kadın yaradılış itibariyle bir erkeğin korunmasına muhtaçtır. Bu muhtaçlık kadının bir zaafı değil yaradılışın bir gereğidir.
Kadın da erkekten üstün olan tarafları vardır muhakkak. En başta annelik duygusu, babalık duygusundan kat be kat üstündür. O evladının her türlü derdini sezmektedir. Bu seziş erkeklerde yoktur.
Aslında kadın ailenin bir harcıdır. Kadın olmasa aile kavramı tamamen ortadan kaybolur. Çünkü yuvayı çekip çekiştiren, onu ayakta tutan en büyük etken kadındır. Bu vasıfları erkeklerde bulamazsınız.
Öyle bir zaman olur ki, kadın erkeksiz hayatını devam ettirebilir ama erkek kadınsız hayatını devam ettiremez. Bu da kadının öneminin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.
Aile kavramının dinimiz açısından önemini anlattıktan sonra acaba toplum açısından ailenin önemi nedir?
Aile var oldukça, toplum var olur. Sağlıklı aile oldukça da toplum o kadar sağlıklı, güvenilir ve huzurlu olur. Yani toplumu toplum yapan ailedir.
Eğer ailede bozulmalar ve yozlaşmalar başlarsa o toplum da çürümeye yüz tutar.
Acaba sadece aile kurumunu kurmakla her şeyi biter mi?
Hayır.
O kurumun da ayakta kalması için devletin bazı vazifeleri vardır.
En başta aile kurumunu ayakta tutmak için toplum eğitimine önem verilmelidir.
Eğitim kesinlikle bir toplum için en önemli bir kavramdır.
Eğitimin yozlaştığı, gençlerin ahlâkının çöktüğü bir toplumda aile yuvası da sarsıntı geçirmektedir.
Türk toplumu son zamanlarda sosyal medya, televizyon aracığıyla bir çöküntü halinde.
Televizyonlardaki absürt programlar ailenin çökmesine en büyük sebeptir.
Kanıksamak kavramı bu programlarla en üst seviyeye çıkmaktadır.
Bu programlardaki çirkin olaylar bir örnek teşkil ederek, normalleşme haline geliyor ve çirkin olaylara bulaşmayı kanıksamak yoluyla kolay hale getiriyor.
“Demek ki böyle bir şey oluyor, ben de bir kere yapsam” düşüncesiyle ar perdesi açılarak toplumun fecaatine sebep oluyor.
Bu programlarda bu Türk milleti neler gördü?
Bunu yazmakta hayâ ediyorum ama bilinmesi de gerekli diyerek bazılarını sıralamak istiyorum.
Kaynanasını hamile bırakan müstakbel damat
Evli kadınların başka erkeklerle ilişkiye girerek tekrar yuvalarına dönmek istemesi,
Ufacık kızların neredeyse dedeleri yaşındaki erkeklerle gönül eğlendirmesi,
Akraba içinde yasak ilişkiler, vs.
Aslında bu iğrençlikler uzar da gider.
Bir de bu iğrençliklerin sosyal medya ayağı var.
Bunları burada da yazmaya gerek yok. Zaten bu iğrençliklerin iletişim noktası da bu sosyal medya ağları.
Bu çirkinlikler, bu iğrençlikler varken aile yılında bunların izalesi için neler yapıldı?
Koca hiçbir şey.
Hâlâ bu programlar yayında, hâlâ çocuklarımızı ve gençlerimizi sosyal medyanın pisliğinden devletimiz koruyamamakta.
Ben küçümsemek için söylemiyorum ama bu da bir gerçek ki, biz ne kadar savunma sanayimizi güçlendirsek, hatta dünyanın bir numaralı haline getirsek de ailemizi koruyamadıktan sonra bizim halimiz nice olur.
Zaten İslâm düşmanlarının ilk gayesi aileyi bitirmektir. Aile bitince toplum da biter.
Ben bu konuyla ilgili olarak tartışma programlarında bilinen bir yüzle konuştuğumuzda kendisi de bu durumda müzdarip olduğunu söyleyerek; “ben bunları ekranda dile getirdiğimde, ertesi gün beni patronuma şikâyet ediyorlar” diye serzenişte bulunmuştu.
Türbine oynamak kolay ama önemli olan neticedir. Hükümetimiz sağ olsunlar (ki bunu kesinlikle küçümsemiyorum) yaptığı icraatlar ile türbine oynuyor ama toplumun içi tamamen boşaltılıyor.
Acaba Sayın Cumhurbaşkanımız bu durumu biliyor mu?
Biliyorsa neden aile kurumu için etkin icraatlarda bulunmuyor?
Veyahut bir kalkan mı var Sayın Cumhurbaşkanı ile bu durum arasında?
İşte büyük bir muamma.
Eğer Sayın Cumhurbaşkanı bu durumu biliyor da etkin icraatlarda bulun(a)mıyorsa vebali büyük.
Yok, buna karşı Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı bir kalkan varsa, bu kalkanı yapanlarda büyük bir vebal var.
Bu büyük vebal, öbür dünyada büyük bir yük olacaktır.
Sonuç olarak 2025 Aile Yılı boş geçilmiştir.
Hatta aile kavramı daha da geriye giderek toplumun temeli daha da sarsılmıştır.
